Barzani'nin Gelişi ve Hükümetin İnşa Etmeye Çalıştığı Kürt Devleti

barzani2

Türkiye;  geçtiğimiz hafta içinde KDP lideri  peşmerge  Mesud  Barzani’yi  ‘’ Kürdistan Bölgesel Yönetimi  Başkanı’’ sıfatı ile ağırladı. Bu ziyaret  doğrudan Dışişleri Bakanı Ahmet  Davutoğu’nun  peşmerge lideri Barzani’yi Türkiye’ye daveti  üzerine icra edildi. Akdeniz’de Filistin’e yardım taşıyan Türk gemisinin İsrail askerlerince saldırıya uğraması olayının gölgesinde kalan bu ziyaret aslında üzerinde durulması gereken ayrıntıları içermektedir.  Hatırlanacağı üzere Dışişleri Bakanı Davutoğlu geçmiş günlerde bir Irak ziyereti  gerçekleştirmiş ,  bu ziyareti sırasında Erbil’e uğrayarak Barzani ile görüşmeyi  ihmal etmemişti.  Gerçekleşen ziyareti  aynı zamanda  Ankara –  Erbil hattında son zamanlarda yaşanan ve gün geçtikçe artan  temaslarla özdeşleştirebiliriz. Artık temasların üst düzey statüde resmiyet kazanması sözde Irak’ın toprak bütünlüğünü savunan Türk yönetiminin aslında federe Kürt yönetimini kabullendiğinin işaretidir.

Irak’ta  2003 yılında ‘’Şok ve Dehşet’’ operasyonu ile başlayan Amerikan işgali sonrasında Baas Partisi yönetimi dağıtılmış, Saddam Hüseyin ve bazı yakın kurmayları tutuklanarak idam edilmişti. Amerika’nın bölgesel çıkarları doğrultusunda girişilen işgal eylemi sonrasında Irak istenildiği gibi şekillendirilmeye çalışılmış, Irak yönetimine  Talabani ve benzeri devşirilmiş şahsiyetler getirilmişti. Irak’ın kuzeyindeki  Türkmeneli  bölgesi  tam anlamıyla peşmerge insiyatifine bırakılmış, birinci derece Amerikan ve İsrail devşirmesi olan Barzani ve kurmayları çıkarlar doğrultusunda yüceltilmişti.  İşgalin ilk yıllarında bölgedeki Türkmen ve Arap  nüfus baskı altına alınmış, bölgenin kürtleştirilmesi için bölgeye Kürt göçü başlatılmıştı. Özellikle Kerkük olmak üzere pek çok yerleşim yerinde Türkmen nüfus kayıtları tahrip ve imha edilmiştir. Amaç  bölgede Kürt nüfusun hakim olduğu düşüncesini dünyaya yutturmak içindir. Bölgenin neredeyse tüm yerel  insiyatifi  ‘’ Kürdistan Federe Yönetimi ‘’ sıfatı ile Barzani’ye bırakılmıştır. Ayrıca  Barzani’ye bağlı silahlı kuvvetlerin ABD ve İsrail güçlerince eğitildiği ve yönlendirildiği artık bilinen ve inkar edilemeyen bir gerçektir.  Kuzey Irak ‘ta Amerikan ve İsrail istihbaratının cirit attığı bilinmekle birlikte, 4 Temmuz 2003 yılında Süleymaniye’de gerçekleşen askerimize yönelik  çuval hadisesinin neticesinde Türkiye’ye de bir mesaj gönderilmek istenmiştir.  Ne yazık ki Başbakan  Erdoğan bu olay sonrasında  müzik notası ile diplomatik nota arasındaki farkı anlatmaya çalışmaktan öteye geçecek bir girişimde bulunamamıştı.

İçinde bulunduğumuz zaman dilimi itibariyle peşmerge yönetimi iyice Irak’ın kuzeyine yerleşmiş  vaziyettedir.  Kerkük petrollerinin dünyaya Türkiye üzerinden ulaştırılabilmesi onlar açısından son yıllarda gerçekleşen en olumlu gelişmelerden birisi oldu demek oldukça yerinde bir söylem olur.  Geçtiğimiz günlerde  yapılan yerel seçimlerde Kerkük’te sonuçların Barzani aleyhine  şekillenmesine rağmen yönetim ve kontrol hala daha  Kürt yönetimi elindedir.  Dışarıdan ve özellikle Türkiye üzerinden yapılan yardımlarla bölgede kurulması düşünülen bir Kürt devleti adım adım inşa edilmektedir. Kuzey Irak’ta ki  inşaat sektörünün ağırlıklı olarak Türk şirketlerinden oluşması, bölgeye cemaat destekli  Türk okullarının açılması, alışveriş merkezleri ve ticaret ağının yaygınlaştırılmaya çalışılması ve daha önemlisi  Kerkük petrollerinin dünyaya Kerkük-Ceyhan boru hattı ile ‘’ Türk şirketlerince’’ taşınması  kurulması düşünülen bir kukla Kürt devletinin  Türkiye’ye inşa ettirildiğinin en büyük göstergesidir.  Zaten Barzani ile girişilen resmi diyaloglar ve ticari etkileşim bu durumun en büyük göstergesidir.  Geçtiğimiz gün  Devlet Bakanı  Zafer Çağlayan’ın Türk İşadamlarını Kuzey Irak’ta daha fazla yatırım yapmaya davet etmesi  Türkiye’nin bölgeyi ekonomik anlamda kalkındırdığının bir diğer göstergesidir.

Bu durum esasen bir ABD ve İsrail projesidir. Avrupa Birliği ve bazı ülkelerde bu projeye çeşitli çıkarları doğrultusunda destek vermektedir.  Bölgede kurulabilecek bir Kürt devletinin  Türkiye’nin desteği olmadan yaşayamayacağı ve dünya ile entegre olamayacağı bilindiğinden bu rol Türkiye’ye ve Türkiye’yi yöneten AKP hükümetine verilmiştir.  Hükümet okyanus ötesinden gelen talimatlar ve yönlendirmeler neticesinde kendisine pay biçilen vazifeyi yerine getirmeye çalışmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin hükümet dışındaki bazı devlet kanatları ise bölgedeki oluşumu çoktan kabullenmiş görünerek  ‘’Kürt yönetiminin bize bağımlılığından faydalanabiliriz’’ mantığı ile kendini kandırmaktadır.  Oysa ki bölgede kurulacak bir Kürt devleti  bölgeyi  kaos ortamına sürüklemek ve Türkiye’yi parçalanmaya bir adım daha yaklaştırmaktan öteye geçirecek bir işe yaramayacaktır.  Kendini kandıranların göremediği  Irak’taki federe yapılanmanın ve akabinde kurulmak istenen bir Kürt devletinin bu projenin sadece ilk ayakları olduğu gerçeğidir.

Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti’nin  kurulması ; Amerikan ve İsrail güçlerinin bölgede cirit atacağı bir manevra alanı oluşmasının yanı sıra Türkiye’de ki bölücülük faaliyetlerinin tetiklenmesine yol açacaktır. Cesaret kazanan bölücülük dış güçlerinde desteği ile Pkk terörü olmaktan çıkacak ve organize kalkışma hareketlerine dönüşecektir. Amaç;  esas projenin tamamlanarak bir sözde ‘’Büyük Kürdistan’’ yapılanmasının tamamlanması faaliyetine dönüşecektir.   Bu durumun Türkiye’de bir kaos ve iç çatışma ortamına yol açması ise kaçınılmazdır.  Türkiye’de ki yetkililer kendilerini Türkiye’nin bölgedeki etkinliğini arttırmak ve  terörle mücadele kapsamında peşmerge ile ortak hareket etmek bahaneleri ile kandırırken Pkk teröründen kaynaklanan karakol saldırılarının pek çoğunun peşmerge destekli olduğu artık kamuoyu tarafından bilinen bir gerçektir. Pek çok Pkk  militanınında peşmerge kuvvetlerine katılarak  faaliyet gösterdiği ayrıca bir bilinen gerçektir.

Irak’ın parçalanmasının ve Kürt devletinin meşruiyet kazanmasının Türk çıkarları ile örtüştüğünden hiçbir şekilde bahsedilemez. Bu topraklarda  Amerika ve İsrail menfaatleri varolduğu müddetçe bize o bölgede nefes aldırmayacakları ve çıkarlarımız doğrultusunda manevra yapmamıza izin vermeyecekleri açıktır.  Zaten bunun mesajı 2003 yılında Süleymaniye’de ki çuval hadisesi ile verilmiştir. Türkiye’nin bölgedeki kazancı  ancak ve ancak kendi bağımsız politikasını ortaya koyarak ve bölgedeki dış güçlerin çıkarlarını bertaraf ederek  sağlanabilir. Bu da ilk etapta Türkiye’nin Irak’ın toprak bütünlüğünden yana tavır koymasından, bunun söylemler dışında eylemlere dönüştürülmesinden ve peşmerge bölgesine hayat veren kaynakların kesilmesinden geçer. Ancak bu şekilde vaziyetten bir kazanç sağlayabilir ve etkimizin ötesinde kurulacak bir Kürt devleti durumunda ise Musul ve Kerkük bölgesindeki saklı tuttuğumuz haklarımızı yeniden tartışmaya açabiliriz.

Esasen bu bir Amerika ve İsrail projesidir demiştik.  Barzani’nin Türkiye ziyareti sırasında AKP’nin Kürt açılımına destek verdiğini vurgulaması size de biraz manidar gelmiyor mu?

Türkiye’nin bu tuzaktan kurtulma şansı hala daha mevcuttur. Umarım ilerleyen günlerde yetkililer gerçek Türk çıkarlarını benimseyerek hareket etme duyarlılığını gösterebilirler. Aksi  taktirde çetin geçecek olan günler bizi bekliyor demektir.

Tanrı Yüce Türk Milleti’ni Korusun!

 

Mehmet GENÇTÜRK