Generaller Neden Tutuklanıyor?
Metin KALPAKLI tarafından yazıldı.
Bir önceki yazımda, “Amerika’nın TSK’yı, Endonezya Modeli” ile yıkma planını yazmıştım.
Hep düşünürdüm.. Ve inanıyorum, benim gibi milyonlarca Atatürkçü vatansever Türkiye sevdalıları da aynı hislerle aynı düşünceleri paylaşıyordu..
Elime yeni belgeler ulaştı..
Bu belgeleri incelerken, Ergenekon adı altında Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelik yapılan saldırıları düşündüm. Azılı birer terörist yada vatan haini gibi, sabahın erken saatlerinde evleri basılarak polis tarafından alıp götürülen ve yargılanmadan tutuklanıp hapse atılan Atatürkçü vatansever; Türkiye sevdalılarının bu muameleye, “ne yaptıkları için” maruz kaldıklarını düşündüm..
Gördüm ki, ihanetin temeli 1950’li yıllarda atılmış.. Türk Ordusu ve Türkiye’nin Dış Siyaseti, Washington’dan “emir alır” duruma getirilmeye başlanmış.
Ne yapılmış?
Amerika ile “yardım” anlaşmaları imzalanmış..
Yardıma karşılık Amerika, Askeri antlaşmalar kapsamında Türk Subayların NATO’da “eğitilmesini” istemiş.. Amerika’nın bu isteği(!), hiç itirazsız kabul edilmiş..
ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower döneminde tohumları atılan ama uygulanamayan Barış Gönüllüleri Örgütüne (Peace Corp/Turk) 1961 yılında John F. Kennedy hız kazandırmış ve CIA’in desteği ile Lyndon B. Johnson’a bırakmıştır.
Karanlık ilişkiler zinciri içinde, üstelik “gizli” imzalanan her askeri siyasi ve kültürel antlaşma Türkiye’yi çok ağır şartlarla Amerika’ya bağlamış, yüzlerce Barış Gönüllüsü Türkiye’ye gönderilmiş, bu dönemde Türkiye’den Lise öğrencileri AFS (American Field Service)bursu ile Amerika’ya “eğitilmeye” gönderilmiştir.
Amerikan Başkanı John F. Kennedy, Barış Gönüllüsü adı altındaki Amerikancı eğitimcilere, “Türkiye Müslüman bir ülkedir. Günde Beş vakit Mekke’ye dönerler Allah derler, Muhammed derler.. Sizler öyle çalışacaksınız ki Türkiye’de 7’den 70’e herkesi günde bir kere Amerika diyecek hale getirteceksiniz..”(Bkz.KALPAKLI MUCİZE-Ali KAYA)
İşte bu emperyalist plana her ne kadar masumane(!) görüntü verilse de değişim, ileriki yıllarda kendisini ve etkisini istihbarat faaliyetlerinde önemli görevlere gelen kişilerde göstermeye başladı.
Daha önce, CIA’in Orta Asya ve Türkiye masalarında çeşitli görevlerde bulunan Özbek asıllı Ruzi Nazar, CIA’in istasyon şefi olarak 1959 yılında Türkiye’ye atandı ve 1969 yılına kadar Ankara’da ABD Elçiliğinde çalıştı. Ruzi Nazar daha sonraki yıllarda, Ankara ve İstanbul’da ki görevini Graham Fuller’e bıraktı.
1960 ila 1980 yılları arasında Türkiye’de gazeteci ya da Öğretim görevlisi maskesi ile faaliyet sürdüren Barış Gönüllüleri, ABD’ye döndüklerinde hep Amerikan İstihbarat Kuruluşlarına yakın yerlerde bulundular.
Robert Olson adındaki Barış Gönüllüsü Türkiye’de Kürt konusunda çalışırken, Michael Gunter’da Abdullah Öcalan’ı Şam’da ziyaret eden en son Amerika’lı Barış Gönüllüsü olmuştur. Michael Chyet ve daha birçok Barış Gönüllüsü misyonerleri, 1973- 1979 yılları arasında AMERİKA’NIN SESİ RADYOSUNDA KÜRTÇE Bölümünü kurmuş ve Türkiye’nin Güneydoğusuna yayın yapmıştır.
Soğuk Savaş döneminde Amerika tarafından Sovyet tehlikesi üzerine yoğunlaştırılan TSK, Amerika’dan aldığı askeri yardımların yanı sıra “siyasi destek” ile Türk İç Politikasının tek hâkim unsuru olmuş, bu gücünü 1980 ortalarına kadar sürdürmüştür. Türk Ordusu ABD’nin desteği ile yaptığı darbeleri Türkiye’nin ve Türk Milleti’nin çıkarlarını korumak için yaptığına inandırmayı başarmıştır.
Fakat ne zaman ki Sovyetler Birliği çöktü, Komünizm tehlikesi ortadan kalktı.. TSK ile ABD arasındaki “balayı”da bozulmaya başladı.
1980’li yıllara kadar TSK’yı Sovyet ve Komünizm tehlikesi ile oyalayan, bu korku ile Türk subaylarına NATO’da Amerikancı eğitim veren ABD, balayının bozulması karşısında Kürt Planını devreye soktu ve PKK adı altında Kürt Milliyetçiliği akımını başlattı.
PKK ilk baskınını, 1984 yılında Şemdinli ve Eruh’ta katliam yaparak gerçekleştirdi. Yine bu tarihte, yeni mezun olan Türk Askeri, 12 Eylül 1980 darbesi öncesinde olmayan bir şekilde ABD’ye karşı tavır almaya başladı. PKK ile mücadele, TSK’nın siyasi düşüncesini değiştirdi ve TSK, eski müttefiki ABD’yi sorgular konuma getirdi.
Dikkat edin.. ABD’yi sorgulayan Türk askerlerinin hiç biri NATO kapsamında ABD’de “eğitim(!) almamıştır.
1980’lerin başında, Askeri okullardan Teğmen olarak mezun olanlar, 1990’larda Yarbay veya Albay, Yüzbaşı ve Binbaşı olanlar ise General rütbesine yükseldi. Bu dönem de NATO’da “Amerikancı Eğitim” almayan Komutanlar 2000’li yıllarda TSK bünyesinde çok kritik ve önemli görevlere gelmeye başladılar.
Bazıları Ordu Komutanı oldu. Bazıları İstihbarat Başkanlığına, J5 veya J3 başına getirildi. Üst Düzey Komutanlar artık açıktan açığa yüksek ses ile ABD’yi eleştirmeye ve alternatif aramaya başladı.
PKK ile mücadele de Amerika’yı yanında değil de karşısında PKK’nın yanında bulan TSK, “Askeri ilişkileri” gözden geçirmeye başladı. TSK’daki “anti-Amerikancı” bu değişimi çok iyi analiz eden Barış Gönüllüsü(!) “arkadaşlar”, yüzlerini Türk siyaseti içindeki diğer “siyasi ve dinsel” örgütlere dönerek kendilerine “dost” bulma süreci içine girdiler.
İşte Ergenekon bu dönemde dillenmeye başlandı. Ergenekon ABD tarafından, TSK’nın “evcilleştirilmesine” yönelik bir çözüm olarak 2002 seçimleriyle iktidara gelen AKP hükümetine sunuldu. ABD Kurum olarak TSK’yı ele geçirmek istiyordu.
TSK içinde, PKK terör örgütüne kızgın ve ABD’ye karşı olan Türk subaylar, Ergenekon adı altında tutuklanarak tasfiye edilmeye başlandı.
Amerika’nın AKP hükümetine verdiği taahhüt, Türk Ordusu içindeki Atatürkçü-vatansever subayların tasfiye (tutuklanma) edilmesi ile normalleşeceği yönde idi. Amerika’nın desteği ile Türk subaylarına operasyon yapanlar da zaman aşımı ile elimine edilecekti. Türk Ordusuna bu darbeyi vuranlar sırtlarını ABD’ye dayamışlardı ama ABD bunlara asla güvenmiyordu.
Zira Amerika kendisine “dost” değil, gelişmekte olan ülkelerde kullanabileceği kişi, kurum ve gruplar arıyordu.
Bugün TSK’yı demokrasi bağlamında şiddetle eleştiren ve darbecilikle suçlayanların niyetleri samimi değildir. Çünkü bunlar yabancı istihbarat örgütleri ile yakın ilişki ve işbirliği içinde olan, TSK’yi haince eleştiren, Pentagon ve CIA’ye bağlı çalışan Jamestown vakfında yazı yazan, Neoconservative Hudson Enstitüsünde çalışan ve Amerikan Harp Akademilerinde görevli, AKP’ye ABD’de fikir danışmanlığı yapan kişilerden oluşmaktadır.
Şurası çok önemlidir: Türk Ordusunu en ağır ve acımasızca eleştirenler, Amerikan emperyalizminin Irak ile Afganistan’da yaptıklarını eleştiremez. Eleştirdikleri de görülmemiştir.
TSK’nın tasfiye süreci 4 Temmuz 2004’de, Irak’ın Süleymaniye Kentinde, seçkin Türk subayların başlarına çuval geçirilmesi hadisesiyle başlamıştır.
TSK içindeki anti-Amerikancı tepki ve değişim, Ergenekon operasyonları ile durdurulmuştur.
Türkiye karanlık bir limana doğru yol almaktadır. Bu liman, bağımsızlık, özgürlük ve demokrasi limanı değil, emperyalizm limanıdır.
ABD Türkiye’nin Afganistan’da daha aktif rol almasını, yani savaşacak asker istemekte, Türk Ordusu buna karşı çıkmaktadır. Yine Amerika Türkiye’nin Irak’ta kurulu olan Kürt devletini tanımasını istemekte buna da Türk Ordusu karşı gelmektedir.
Türkiye’de özellikle üst rütbeli subaylara yönelik yapılan operasyonların manası budur. Bu güne kadar, Ergenekon operasyonu kapsamında polis tarafından terörist gibi içeri alınan bütün yüksek rütbeli subayların hemen tamamı, Genelkurmay Başkanlığının bilgisi dâhilinde evlerinden alınmıştır.
Şimdi anlaşıldı mı?
1950’li yıllarda bize vaat edilen Küçük Amerika olma hayali artık gerçekleşmek üzeredir.
Bugün Türkiye’nin geçirdiği siyasi ve sosyal travmayı, demokrasi, darbe, İslamcılar, AKP, Fethullahçılar gibi üst başlıklarla açıklamak kafi gelmez. Asıl önemli olan Büyük resmi görmektir.
Büyük Resim ise Washington’da saklıdır.
Yazıya çeviren: Ali Kaya
(Kaynak: Tuğrul Keskingören)


